Nizamülmülk
Kurucu — Vezir
Medrese ağını kuran ve Siyâsetnâme'yi yazan devlet adamı.
Bir İmparatorluğun Aklı
Bin yıl önce bir medeniyetin aklı burada yandı. Eşikten geç, içeri buyur.
Selçuklu'nun İlim Ocağı
11. yüzyılda bir imparatorluğun aklını inşa eden medreseler ağı — Melikşah'ın himayesi, Nizamülmülk'ün nizamı, Gazâlî'nin ilmi.
Keşfetmek için kaydırBir İmparatorluğun Aklı
Nizamiye medreseleri, Büyük Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün kurduğu, devlet eliyle finanse edilen ilk teşkilatlı yüksek-öğrenim ağıydı. Ondan önce de medreseler vardı: Bağdat Nizamiyesi açılmadan önce, başta Nîşâbur olmak üzere Doğu İslâm dünyasında otuzdan fazlası kurulmuştu. Nizamiye'yi ayıran şey ilk olması değil, bir devletin aynı nizamı şehirden şehre taşımasıydı. 1067'de Bağdat'ta açılan baş medrese; vakıf gelirinden maaş alan müderrisleri ve muîdleriyle, altı bin ciltlik kütüphanesiyle çağının en gıpta edilen ilim kurumu oldu.
Nişabur'dan Isfahan'a, Basra'dan Bağdat'a uzanan bu ağ; Kur'an ilimlerini, hadisi, Şâfiî fıkhını, Eş'arî kelâmını, Arap dilini, riyâziyeyi ve ferâizi tek bir müfredatta buluşturdu. Amaç yalnızca bilgi değil, bir medeniyetin aklını ve nizamını inşa etmekti.
Vezirin düşmanları sultana yakınmıştı: Nizamülmülk her yıl medreselere ve ribâtlara üç yüz bin dinar harcıyordu — bir rivayete göre altı yüz bin. 1116'daki yangında kütüphane binası kül oldu; kitapları öğrenciler büyük fedakârlıklarla kurtardı. Halife Nâsır-Lidînillâh 1193'te binayı yeniden yaptırdı ve sarayından binlerce cilt bağışladı.
800 yıl önce akademik unvanlar da vardı: müderris dersin sahibiydi, muîd ise dersi talebeye yeniden anlatan yardımcısı. Müderris adı öyle kökleşti ki Dârülfünun'da profesörün karşılığı oldu; doçentin karşılığı ise müderris muavini idi. Her iki unvan da 1933 üniversite reformuna kadar yaşadı. İcazet ise hocanın kendi adına verdiği yeterlik belgesiydi — üzerinde medresenin değil, hocanın adı ve okuttuğu kitaplar yazardı.
Kurucu — Vezir
Medrese ağını kuran ve Siyâsetnâme'yi yazan devlet adamı.
Hami — Sultan
Selçuklu tahtından ilmi himaye eden hükümdar (1072–1092).
Müderris — Âlim
Bağdat Nizamiyesi'nin müderrisi, 'Hüccetü'l-İslâm'.
Bu portreler tarihî kayıt değildir. Gazâlî, Nizâmülmülk ve Melikşah'ın çağdaş bir resmi günümüze ulaşmadı; buradaki görseller yapay zekâ ile üretilmiş temsilî canlandırmalardır.
Kurucu — Vezir
Nizamı Kuran El
Ebû Alî Hasan et-Tûsî — tarihe Nizamülmülk (‘mülkün nizamı') olarak geçti. Alp Arslan ve Melikşah'a yaklaşık otuz yıl vezirlik etti; Büyük Selçuklu'yu bir düzen ve kurumlar imparatorluğuna dönüştürdü.
Devlet yönetimine dair Siyâsetnâme'yi kaleme aldı ve adını taşıyan medrese ağını kurdu: Bağdat'tan Nişabur'a, Basra'dan Merv'e — Irak'tan Horasan'a uzanan, vakıflarla ayakta duran, hocasına maaş talebesine burs bağlayan çağının en örgütlü ilim şebekesi.
Bir şehre dokun
«Mülk küfürle durur ama zulümle durmaz.» — İslâm siyaset düşüncesinin meşhur ilkesi
Ebû Ali Hasan et-Tûsî, 10 Nisan 1018'de Horasan'da, Tûs'a bağlı Râdkân köyünde doğdu. Babası Gaznelilerin vergi görevlisiydi; yani çocuk daha ilk günden defterlerin dünyası içindeydi. Annesini çocukluğunda kaybetti. Kur'an'ı ezberledikten sonra öğrenim için yollara düştü ve Halep, İsfahan, Nîşâbur ve Bağdat'ta dört ayrı hocadan ders okudu. Bir gün ilim ağını kuracak olan adam, önce o ağın yokluğunda şehir şehir yürümüştü.
7 Aralık 1063'te Alparslan'ın veziri oldu ve öldürülünceye kadar bu görevde kaldı. İlk işlerinden biri, selefinin Eş'arî âlimlere uyguladığı ayrımcı politikaya son vermek oldu; böylece ülkeyi terk etmiş olan Kuşeyrî ve Cüveynî memleketlerine dönebildi. Kuşeyrî, yıllar önce Nîşâbur'da onun kendi hocasıydı. Medreseler bu düzenin en görünür yüzüydü: Bağdat'ın temeli Kasım 1065'te atıldı, kapıları 22 Eylül 1067'de açıldı; ardından Nîşâbur, İsfahan, Belh, Musul, Basra, Herat, Merv ve Âmül geldi.
Otuz yıl boyunca Alparslan'ın ve Melikşah'ın seferlerinde yanlarındaydı. TDV, onun Alparslan'ın Malazgirt dışındaki bütün seferlerine katıldığını yazar. Yani Selçuklu tarihinin en meşhur savaşı, vezirin bulunmadığı tek seferdir.
Oğlu Müeyyidülmülk, Bağdat Nizamiyesi müderrisliğine bir âlim tayin etmişti. Babası bu kararı tanımadı ve yerine kendi seçtiği ismi getirdi. Medresenin ilk döneminde müderrisleri bizzat Nizâmülmülk seçiyordu.
Hasan Sabbâh 4 Eylül 1090'da Alamut'a yerleşti; Nizâmülmülk iki yıl bir ay sonra öldürüldü. Bu hareket için kullanılan "haşîşî" adı, Batı dillerine "assassin" — suikastçı — olarak geçti.
İktâ sahipleri bir iki yılda bir değiştirilmelidir — ki vilâyet imar edilsin ve halka iyi davranılsın.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — NİZÂMÜLMÜLK, NİZÂMİYE MEDRESESİ, SİYÂSETNÂME maddeleri
Hami — Sultan
İlmi Himaye Eden Taht
Melikşah, Alp Arslan'ın oğlu, Büyük Selçuklu'yu en geniş sınırlarına ulaştırdı (1072–1092); Nizamülmülk'ün nizamı altında ülke istikrar ve refah gördü. Ama asıl mirası kılıçta değil, himayede.
1074'te Ömer Hayyâm'ı İsfahan'a çağırdı ve orada bir rasathane kurdurdu; devrin en büyük matematikçi-astronomları takvim reformu için bir araya geldi. Rasathane Melikşah'ın ölümüne dek çalıştı; ilk büyük meyvesi ise 15 Mart 1079'da yürürlüğe giren, güneş yılını olağanüstü bir hassasiyetle ölçen Celâlî Takvimi oldu.
Kaydırıcıyı sürükle: yıllar geçtikçe her takvimin güneş yılından ne kadar 'kaydığını' gör. Melikşah'ın Celâlî takvimi, yüzyıllar sonrasını bile şaşırtan bir doğrulukla neredeyse hiç sapmaz.
Celâlî takvimi ~5000 yılda yalnızca bir gün şaşar — Gregoryen'den bile hassas.
Melikşah tahta on yedi yaşında çıktı. Babası Alp Arslan, Mâverâünnehir seferinde ölümcül biçimde yaralandığında hem veziri Nizâmülmülk'e hem kumandanlarına oğluna itaat edeceklerine dair yemin ettirmişti; Melikşah 24 Kasım 1072'de bu yeminin üzerine oturdu. Yirmi yıl sonra öldüğünde hâkimiyeti Kâşgar'dan Boğaziçi'ne, Aral gölünden Yemen'e uzanıyordu. Bunu kuran adam henüz otuz yedi yaşındaydı.
Asıl mirası ise başka bir yerde birikti. 1074'te İsfahan'da bir rasathane kuruldu ve Ömer Hayyâm'ın başkanlığında beş kişilik bir heyet yılın gerçek uzunluğunu ölçmeye koyuldu. Heyet önce eski takvimleri onarmayı denedi, olmayacağını görünce sıfırdan başladı. Beş yıl sonra, 15 Mart 1079 Cuma günü, yılbaşı bir kurala değil gökyüzüne — ilkbahar ılınımına, gündüz ile gecenin eşitlendiği ana — bağlanarak Celâlî Takvimi yürürlüğe girdi. Aynı yıllarda başkenti İsfahan'a taşıdı, hac yolları boyunca kuyular açtırdı, Ermeni patriğinin ricası üzerine kiliseleri vergiden muaf tuttu.
Usta bir biniciydi, çevgân oynardı; ama asıl tutkusu avdı. Avladığı hayvanların boynuz ve tırnaklarından iki işaret kulesi yaptırmıştı: biri Bağdat–Mekke yolu üzerinde, öteki Mâverâünnehir'de.
24 Nisan 1087'de dârülhilâfeye görkemli bir alayla kabul edildi. Halife ona hediyeler ve hil'atler verdi, ardından doğunun ve batının hükümdarı olduğunu göstermek üzere iki kılıç kuşattı.
En güçlü eşi tarihe Terken Hatun diye geçti; oysa "Terken" bir isim değil, unvandı. Asıl adı bilinmiyor. Kocasının lakabından türetilerek Celâliye Hatun diye de anıldı.
Yeni bir din icat ediyor, cahilleri kandırıyorsun. Hatanda ısrar edersen kalelerini yerle bir ederim.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — MELİKŞAH, ÖMER HAYYÂM, CELÂLÎ TAKVİMİ maddeleri
Etkileşimli Düzenek — Gölgeyle Yılbaşı
Celâlî takvimini diğerlerinden ayıran şey şuydu: yılbaşı sabit bir kurala değil, gerçek bir gözleme bağlanmıştı. Hayyâm ve heyeti beş yıl boyunca tam olarak bunu yaptı. Şimdi sen de yap — çubuğu sürükle, gölgeyi izle ve gündüz ile gecenin eşitlendiği günü bul.
Gölgenin en kısa olduğu günü değil, gündüz ile gecenin eşitlendiği günü ara.
Heyetin bulduğu yıl uzunluğu 365,2424 gün. Bugünkü ölçüm 365,2422 gün. Hata payı beş bin yılda ancak bir gün.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — CELÂLÎ TAKVİMİ, ÖMER HAYYÂM maddeleri
Hüccetü'l-İslâm
Aklın ve Kalbin İmamıTûs, 1058 — Tûs, 1111
Ebû Hâmid el-Gazâlî, henüz otuzlu yaşlarının başında Bağdat Nizamiyesi'nin kürsüsüne oturdu. Fıkıh, kelam ve felsefede zamanının zirvesindeydi; dört yıl boyunca üç yüze yakın talebeye ders verdi.
1095'te büyük bir manevî bunalımla kürsüyü bırakıp inzivaya çekildi. Yıllar süren bu yolculuğun ardından ilmi amelle, aklı kalple buluşturan eserlerini yazdı — başta İslam düşüncesini asırlarca besleyen İhyâu Ulûmi'd-Dîn.
Gazâlî 1058'de Horasan'ın Tûs şehrinde, bir esnaf evinde doğdu. Babası bir iplikçi dükkânında kendi elleriyle ürettiğini satarak geçinirdi; adındaki "Gazzâlî" nisbesi de bu meslekten, "iplikçi" anlamındaki gazzâl kelimesinden gelir. Baba, oğullarını istediği gibi okutmaya ömrünün yetmeyeceğini anlayınca tasavvuf ehli bir dostundan onlarla ilgilenmesini rica etti. Çağının en etkili düşünürü ne saray ne ulemâ soyundan çıktı.
Yol boyunca öğrendiği en sert ders sınıfta değil, yolda geçti. Cürcân'daki öğreniminin ardından bir kafileyle dönerken soyguncular her şeylerini aldı. Gazâlî çetenin peşinden gidip hiç değilse ders notlarını geri istedi; reis onunla alay ederek notları verdi. Bunu bir ikaz sayıp üç yıl içinde notlarının tamamını ezberledi. Felsefeyi eleştirmeye girişmeden önce de aynı titizliği gösterdi: iki yıl boyunca Fârâbî ve İbn Sînâ külliyatını okudu, üzerine bir yıl da çalıştı, önce filozofların görüşlerini oldukları gibi aktaran kitabı yazdı — eleştiri kitabı ondan sonra geldi.
Gazâlî daha hayattayken Endülüs'te İhyâü ulûmi'd-dîn'in yakılması yönünde fetvalar verildi; bu hüküm gereğince Murâbıt hükümdarı eserin bir ara ülkesinde okunmasını yasakladı.
Ortaçağ Batı skolastikleri onu "Algazel" adıyla biliyordu. Tehâfüt Avrupa'ya dolambaçlı bir yoldan gitti: önce İbrânîceden Latinceye çevrildi, sonra Venedik'te iki kez basıldı.
Beni sağken mezara gömdün; ölümümü bekleyemez miydin?
O zaman mevki kazandıran ilmi öğretiyordum; şimdi ise mevki terkettiren ilme çağırıyorum.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — GAZZÂLÎ, İHYÂÜ ULÛMİ'd-DÎN, TEHÂFÜTÜ'l-FELÂSİFE maddeleri
Hayat Yolculuğu
İlmin zirvesinden şüphenin karanlığına, oradan kalbin nuruna: Gazâlî'nin ömrü bir arayışın haritasıdır.
Horasan'ın Tûs şehrinde doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti; ilk ilim yolculuğu memleketinde başladı.
Nişabur Nizamiyesi'ne girdi ve devrin en tanınmış kelâm âlimi İmâmü'l-Haremeyn el-Cüveynî'nin talebesi oldu. Şâfiî fıkhında, tartışma sanatında, kelâmda ve mantıkta öyle parladı ki hocası onun için "derin bir deniz" diyecekti.
Henüz otuz üç yaşındayken Nizamülmülk onu Bağdat Nizamiyesi'ne müderris tayin etti. Şöhretin zirvesi: dersinde devrin tanınmış âlimlerinin de oturduğu üç yüze yakın talebe, halifenin desteği.
Zirvedeyken derin bir manevî kriz yaşadı. Bildiği her şeyden şüphe etti; hakikatin taklitle değil ancak yaşanarak bulunacağını gördü ve kürsüyü bıraktı.
Şam'a vardı, iki yıla yakın kaldı; Emeviyye Camii'nin bir köşesinde riyâzetle nefsini yontmaya çalıştı. Kudüs'e, oradan hacca gitti; kalan yılları memleketinde halvette geçirdi. Başyapıtı İhyâu Ulûmi'd-Dîn işte bu inziva döneminin ürünüdür.
Uzun inzivadan sonra 1106'da Nişabur Nizamiyesi'nin kürsüsüne geri döndü; onu ikna eden, Nizamülmülk'ün oğlu vezir Fahrülmülk'tü. Kendi hikâyesini anlattığı el-Münkız mine'd-Dalâl'i bu son döneminde yazdı. 1109'da Tûs'a çekilip evinin yanına bir medrese ve bir hankah yaptırdı; 18 Aralık 1111'de burada vefat etti.
Etkileşimli Düzenek
Gazâlî mantığı, bilginin doğruluğunu tartan bir terazi (miʿyâr) sayardı: 'Mantığı bilmeyenin ilmine güvenilmez' derdi. Aşağıdaki iki önermeyi aç-kapa; mantığın en yalın taşları olan kapıların nasıl karar verdiğini gör.
A'nın tersini verir.
İkisi de doğruysa doğru.
En az biri doğruysa doğru.
Yalnızca biri doğruysa doğru.
«Mantık ilmini yeterince bilmeyen kimsenin bilgisine güvenilemez.» — İmam Gazâlî, el-Müstasfâ
İlmin Haritası
Nizamiye'de yalnız din okunmazdı. Müfredat üç büyük dala ayrılırdı ve kimi ders bugün bize yabancı gelen adlar taşır. Bir dala dokun, altındaki dersleri aç; kimi dersin çağdaş ustası, bu sitenin tanıttığı büyük alimlerden biridir.
Bir derse dokun; ne olduğunu ve ustasını gör.
Bu dalın çağdaş ustası
Etkileşimli Düzenek — Bir Gün Nizâmiye'de
Nizamiye bir anıt değil, her sabah kapıları açılan bir okuldu. İbreyi çevir ve medresenin o saatte ne yaptığını gör.
Dersler başlar. Müderris kürsüde, muîdi yanındadır; talebe önünde halka olur. Muîdin işi dersi anlatmak değil, dersi talebeye yeniden anlatmaktır.
Bugünkü bir üniversitede ders günü genellikle sabah başlar, akşamüstü biter. Nizamiye'de gün beş namaz vaktine göre bölünürdü ve son halka çoğu zaman yatsıdan sonraydı. Öğrenim süresi ise bugünkü lisansa yakındı: dört yıl.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — NİZÂMİYE MEDRESESİ, MEDRESE maddeleri
Aynı Ufkun Yıldızları
Nizamiye çağı yalnız üç isimden ibaret değildi. Gazâlî'nin dünyasını hocaları, çağdaşları ve kitapları üzerinden hesaplaştığı düşünürler birlikte aydınlatıyordu — kimi Nişabur'daki üstadı, kimi o doğmadan önce ölmüş ama satırlarıyla ona meydan okuyan bir filozof, kimi gökyüzünü ve ışığı ölçen dahiler.
Detay için bir karta dokun
İlmin Atölyesi
Nizamiye çağının alimleri yalnız kitap yazmadı; ölçtüler, denediler, ışığı ve gökyüzünü hesapladılar. Onların birkaç buluşunu kendi ellerinle dene.
Ufuk çizgisinin alçalma açısını değiştir; Bîrûnî'nin bir dağdan Dünya'nın yarıçapını nasıl bulduğunu gör.
Bîrûnî, Hindistan'da geniş bir ovaya bakan yüksek bir dağın tepesinden ufkun alçalma açısını ölçtü: bir derecenin yarısı bile değil, yalnızca 33 dakika. TDV'nin verdiği yükseklik 652 arşın — bugünün ölçüsüyle yaklaşık 305 metre. Bu kadarcık bir açıdan yerin yarıçapını 3333 Arap mili olarak buldu; bin yıl önce, gerçeğe şaşırtıcı derecede yakın.
Cismi iğne deliğine yaklaştır ya da uzaklaştır; ışığın perdede oluşturduğu ters görüntüyü izle.
İbnü'l-Heysem, ışığın gözden çıktığını savunan eski kuramı yıkıp ışığın cisimden geldiğini kanıtladı. Işığın hep düz bir çizgi boyunca gittiğini göstermek için de küçük bir delikten yararlandı: bugünkü fotoğraf makinesinin atası olan karanlık oda.
Köşe sayısını değiştir; tek bir yıldızdan sonsuz desenlerin nasıl doğduğunu gör.
Kemerin eğrisinden kubbenin oturduğu çokgene, mukarnasın basamaklarından çininin desenine kadar İslam sanatı hendeseden beslenir. Bu düzenekteki yıldız-çokgen desenler de tek bir dairenin bölünmesinden doğuyor.
Etkileşimli Düzenek — Efsane Avı
Nizamiye hakkında çok tekrarlanan üç cümle. Hangisi doğru? Tahminini işaretle, kaynağın ne dediğini gör.
Nizamiye, İslâm dünyasının ilk medresesiydi.
Yanlış
Bağdat Nizamiyesi açılmadan önce, başta Nîşâbur olmak üzere Doğu İslâm dünyasında otuzdan fazla medrese çoktan kurulmuştu. Nizamiye'nin yeniliği ilk olmak değil, vakıflara bağlı, şehirler arası ilk sistemli ağ olmaktı.
Nizâmülmülk, Ömer Hayyâm ve Hasan Sabbâh okul arkadaşıydı.
Muhtemelen yanlış
Nizâmülmülk 1018'de doğdu, Hasan Sabbâh ise en erken 1046'da. Aralarında en az yirmi sekiz yıl var — aynı sırada oturmaları çok uzak bir ihtimal. Bu meşhur "üç arkadaş" hikâyesi sonraki yüzyılların anlatısıdır.
Medresede yalnız din okutulurdu.
Yanlış
Nizamiye'nin ders listesinde riyâziye — yani matematik — ve ferâiz, yani miras hesabı da vardı; çağın büyük medreselerinde bunlara tıp ve hey'et gibi ilimler eklenirdi. Ama listede olmayan bir şey de vardı: felsefe. Kaynağın kendisi bunu bir eksiklik sayar.
Belgeli Nizamiye medreseleri Bağdat, Nîşâbur, İsfahan, Belh, Musul, Basra, Herat, Merv ve Âmül'dedir. Konya'da da bir Nizamiye bulunduğu rivayet edilir — ama kaynak, bunlar hakkında yeterli bilgi olmadığını açıkça yazar. En dürüst cümle şu: Nizamiye modeli Konya'ya kadar örnek alınmış olabilir.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — NİZÂMİYE MEDRESESİ, MEDRESE maddeleri
Bağdat Nizamiyesi açılmadan önce, başta Nîşâbur olmak üzere Doğu İslâm dünyasında otuzdan fazla medrese çoktan kurulmuştu. Nizâmülmülk'ün yeni yaptığı şey bina değildi: bu kurumları vakıflara bağlayarak âlimlerin ve öğrencilerin geçim kaygısı taşımadan ilimle uğraşabildiği, şehirler arası bir sisteme dönüştürmekti. Bina da tek bir dershane değil bir külliyeydi: hoca ve öğrenci odaları, dershaneler, mescid, kütüphane, yatakhane, yemekhane ve hamam bir aradaydı.
Öğrenim dört yıl sürüyordu ve medreseye yirmi yaşını doldurmuş öğrenciler alınıyordu. Ders günü öğleden önce başlar, öğle, ikindi ve yatsı namazlarından sonra devam ederdi. Model herkesi memnun etmedi: bazı âlimler müderrise maaş, öğrenciye burs verilmesini ilmin saygınlığını zedeleyen bir uygulama saydı. Buna rağmen kurum kurucusundan çok daha uzun yaşadı — Moğol istilâsından sonra bile ders verilmeye devam edildi.
Medrese Ebû İshak eş-Şîrâzî için yaptırılmıştı ve açılış dersini onun vermesi bekleniyordu. O gün şehrin her tarafında arandığı hâlde bulunamadı: arsanın istimlâkinde hak ihlâli yapılmış olabileceğinden şüpheleniyordu. İlk dersi bir başka âlim verdi.
Bağdat Nizamiyesi'nin vakfiyesi medresenin Şâfiîler için yaptırıldığını kaydeder. Şart yalnız hocalarla bitmiyordu: temizlik görevlisinin ve kapıcıların da Şâfiî olması gerekiyordu.
Kaynaklar Basra Nizamiyesi'nin Bağdat'takinden daha geniş olduğunu söyler; buna rağmen ne zaman kurulduğu bile bilinmez. Sonunda enkazı, Basra'da yine "Nizâmiye" adı verilen başka bir medresenin inşaatında kullanıldı.
Şehrin en büyük ve en meşhur medresesi.
Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi — NİZÂMİYE MEDRESESİ, MEDRESE, VAKIF maddeleri
Miras
Melikşah'ın himayesi, Nizamülmülk'ün nizamı ve Gazâlî'nin ilmi bir araya geldiğinde, yalnız bir imparatorluğun değil, bir medeniyetin aklı yandı. O kandilin ışığı bugün bu sayfalarda, yarın holografik sergide seni bekliyor.
Sayfadaki tarihî bilgiler TDV İslâm Ansiklopedisi maddelerine dayanır. Her bölümün altında hangi maddelerden yararlanıldığı ayrıca belirtilmiştir.
Sayfadaki tarihî bilgilerin tamamı yukarıdaki maddelere dayanır; ansiklopedi dışı bir anlatı ya da temsilî bir rakam kullanılmamıştır. Etkileşimli düzenekler de aynı kaynaklardan çıkan olgular üzerine kurulmuştur. Görseller ise tarihî kayıt değildir: portreler yapay zekâ ile üretilmiş temsilî canlandırmalardır.